1 2 3 4 5
İstanbul'da FETÖ operasyonu Darbenin siyasi ayağı gizleniyor Trafiğe göre mesai saati uygulaması geliyor Yıldırım: 7 ayda 1084 sığınak imha edildi Malezya'da FETÖ elebaşlarından İsmet Özçelik gözaltına alındı
Ege Medyası Whatsapp Hattı
https://www.facebook.com/polat.kuyumculukyesilyurt?fref=tsa

Devlet tarihte hep yaptığı gibi, Kürt meselesini bir defa daha silahla bastırarak kan denizinde boğmaya çalışıyor. PKK ise, sanki askerler ve polisler Tayyip Erdoğan ve AKP'nin çok umurunda imiş gibi, "Sen müzakere masasını devirdin, o halde ben de asker ve polis öldürürüm," diyerek asker ve polislere dönük silahlı eylemler gerçekleştiriyor. Böylece iki taraftan da gençler ölüyor, ocaklar sönüyor. Hicranlı yüreklerini çocukları ile birlikte toprağın kara bağrına gömen anne, baba ve kardeşlerin zavallı feryatları arşı inletiyor.

Sadece yoksulların çocuklarının öldüğü bu savaş karşısında toplum bir şok halini yaşıyor; herkes birbirine, "Ne olacak?" diye şaşkınlıkla soruyor.

Ey Türk, Kürt ve diğer halklardan aydınlar, vicdanlı insanlar, nerdesiniz? Klavyeler ve mikrofonlar savaşı durdurmuyor, bakın bastığınız toprak kan kızıla boyanıyor, gençler ölüyor!

TAYYİP ERDOĞAN BU İŞİ ÇÖZER, DİYENLER

Dün, "Tayyip Erdoğan bu işi çözer,"diyen ey ünlü siyasetçiler, şimdi neden bir ölü kadar sessizsiniz? 

"Biz size savaş yaptırmayacağız,"diye nutuk atan ey Kürt siyaseti, bugüne kadar hükümete ve PKK'ye çağrı yapmaktan başka bu savaşı durduracak ne yaptınız? İçine düştüğünüz şu trajik hale bir bakın: "Size savaş yaptırmayacağız," dediğiniz AKP savaş hükümetiyle gidip iki uyduruk bakanlık karşılığında ortak oldunuz. Halkın size verdiği onca emek bu kadar mı ucuzdu? Dünyada böyle oportünist, ilkesiz, amorf ve Makyavelci başka bir siyaset tarzı var mıdır acaba?

Şimdi akan kandan bu hükümetin küçük ortağı- koltuk değneği- olarak tarih ve insanlık önünde artık siz de sorumlusunuz. Şartlar ve zaman, deseniz de, bu silinmez bir kara lekedir, Diyap ağanın yaptığından daha da ağır bir vakadır. Eli kanlı AKP'ye ortak olmakla Diyap ağanın ruhunu şad ettiniz; Roboski, Gezi ve daha birçok yerde katledilen binlerce gencin, çocuğun kemiklerini ise sızlattınız, Uğur Kaymaz ve Ceylan Önkol'un o masum çocuk kanını AKP'ye peşkeş çektiniz.  

Şimdi Kasım seçimleri için gelip tekrar oy isteyeceksiniz. Haziran seçiminden sonra seksen milletvekiliyle ne yaptınız ki, Kasım'dan sonra ne yapacaksınız? Altı milyon oy alan bir parti olarak tutuklanan belediye başkanlarınıza ve partililerinize bile sahip çıkmadınız. Devlet güçleri Silopi, Silvan, Lice, Cizre, Varto ve Yüksekova'yı günlerce ağır silahlarla vurarak harabeye çevirip, çocukların da aralarında olduğu sivilleri öldürürken, siz halkla alay edercesine mikrofon siyaseti yaptınız.

 Arkanızdaki o büyük halk desteğini örgütleyip etkili bir güç yaratabilseydiniz, hükümet halkın ve onun temsilcilerinin üstüne böyle kolayca gelmez ve bu savaş da öyle kolay kolay patlak vermezdi. O zaman da KCK'nin size yaptığı, "Üretimsizlik, başarısızlık ve yetersizlik," eleştirilerinin altında böyle ezilmezdiniz.

Evet, siz sivil mücadeleyi yükseltseydiniz silahlar asla devreye girmezdi.  

BİR SERÇEYİ BİLE ÖZGÜRLEŞTİREMEZSİNİZ

Bu çapsızlığınız ortada iken, bu hanedanlık düzeninin bekçileri olan AKP, CHP ve MHP ile Ankara'da diz dize oturup Kürtlere ve diğer ezilen halklara özgürlük mü getireceksiniz? Buna kargalar bile güler. Sizin bu burjuva siyasetiniz sürdüğü sürece değil mazlum halklara özgürlük getirmek, kapana kısılmış bir serçeyi bile özgürleştiremezsiniz. Bu halinizle devlet ve düzen için altın bir fırsat, halk ve özgürlükler içinse yok hükmündesiniz.  

Dünya âlem biliyor ki, Türkiye ve Kürdistan, asker ve polis ordusu korumasındaki yerli ve yabancı holdinglerin doymak bilmez işgali altındadır. Bu coğrafyanın insan emeği başta olmak üzere halka ait olan tüm yer altı ve yer üstü zenginlikleri devlet eliyle bu holdinglere peşkeş çekiliyor. Bir Kâbe gibi gördüğünüz o militarist parlamento, parlamentonun çıkardığı o faşist kanunlar, ordu, polis ve yüksek bürokrasi işte bu talanı koruyup kollamak için vardır.

Bu sömürgeci işgal kırılıp, bu düzen halkın şiddetsiz sivil zoru ile alaşağı edilmedikçe halk için ne zenginlik, ne de özgürlük olur. Bu yağmacı düzen sürer ve siyaset tüccarları da yıllar, yıllar boyu sırtımıza binerek bizi kamçılamaya devam ederler.

Peki, bugün silahları devreden çıkartıp bu kan deryasını durduracak ve gençlerin hayatını kurtaracak bir yol, bir çare yok mudur? İstersek elbette var.   

ÖZGÜRLÜK KONFERANSI

Aşağıda anlatılan Şiddetsiz Sivil Zor Projesi'ni başlattığımızda, hem devlet, hem de PKK birkaç hafta içinde silahları susturmaya mecbur kalırlar. İşte 24 Haziran 2013 tarihli Özgürlüğe Götürecek Yol başlıklı makalemde de işlediğim o sivil proje:

            1- Silahları susturma talebi ile derhal, ama hemen bir Özgürlük Konferansı toplanmalıdır. Gönüllü aydınlar, gençler ve kadınlar tarafından toplanacak konferansta, ilgili partiler, kurumlar, çevre ve kişiler uzun bir tartışma yürütmeli ve yapılacak hedef çalışmaları tek tek belirleyip kararlaştırmalıdırlar.       

            Konferans ayrıca gelecekte kurulacak özgür hayatı anlatan bir Devrim Manifestosu yayınlamalıdır. Bu öyle bir manifesto olmalı ki, Türkiye ve Kürdistan halkları yapılacak devrimin kendileri için nasıl cennet bir hayat sağlayacağını orada -aynada görür gibi- görebilmeli ve o cennet hayatı gözlerinde tüm ihtişamı ve çekiciliğiyle canlandırabilmelidirler.  

            Halk devlet yönetiminde, siyasette ve ekonomide nasıl söz ve karar sahibi olacak; kendini, devleti ve devletin yöneticilerini nasıl yönetecek; hangi şartlarda çalışacak ve üretecek; ülke zenginliklerine nasıl kavuşacak ve bu zenginliklerden ne şekilde pay alacak; kısaca nasıl kendi hayatının tek hâkimi olacak? Halk işte bu soruların cevabını o manifestoda görüp onlara kalpten inanırsa, hiç, hiçbir güç ona dizgin vuramaz, onu yolundan alıkoyamaz ve onu dize getiremez.

            2- Sözü edilen bu Türkiye ve Kürdistan ezilenlerinin devrimi sivil karakterli, şiddetsiz ve kansız olmalıdır. Hem yerel, hem evrensel pınarlardan beslenmeli, dünyaca selamlanmalı ve mazlum dünya halklarının enternasyonal desteğini alabilmelidir.  

             3- Zincir örgütlenmesi modeli ile her halktan tüm ezilenler; esnaflar, köylüler, işçiler, memurlar, işsizler, kadınlar, gençler, halktan yana olan rütbeli ve rütbesiz askerler ve polisler birbirine bağlı halkalar halinde örgütlenmeli ve düzen çelikten bir ağla kuşatmaya alınmalıdır. Hiçbir güç elektrik akımı gibi hızlı hareket etme kabiliyetine sahip olan bu zincir örgütlenme ağında gedik açamaz ve dört bir taraftan sarılmış bir halde o ağa teslim olmaktan kurtulamaz.

            BİR KOLTUĞA KÖLE OLMAK

             4-Bilindiği gibi her ülkede düzenin idari, siyasi ve ekonomik çarkları halkın işbirliği ile döner. Halksız bir düzen, suyu kesilmiş harabe bir değirmenden farksızdır. Bu işbirliği reddedildiğinde, yani halk kendini geri çektiğinde, düzene kan taşıyan çarklar birkaç ay içinde paslanıp bir hurda yığını haline gelirler.

            Birçoğumuz milletvekili, belediye başkanı, belediye meclis üyesi, il genel meclis üyesi, muhtar, avukat, öğretmen, hâkim, savcı, mühendis, müdür, memur olup bu düzenin birer vidası haline geldik, düzene kan taşıdık. Aslında bilmeden ona yardım ve yataklık yaptık. Düzen altımıza birer koltuk sürerek bizi esir aldı ve biz esirlere işlerini gördürdü. Artık bu gaflet uykusundan uyanmalı, ruhsal olarak değişmeli, düzenin bildik bataklıklarında “cennetler” yaratma hayallerini bir tarafa bırakmalıyız.

             Ezilen Türkler, Kürtler, Aleviler, Araplar, Çerkesler, Ezidiler, Süryaniler, Ermeniler ve diğer mazlum halklar DEVLET, EKONOMİ VE ANKARA SİYASETİNDEN çekilmeli, sivil itaatsizliğin bir üst aşaması olan siyasal ve ekonomik itaatsizliğe geçiş yapmalıdırlar.

             Devletten çekilme ile kast edilen şey, bu düzenin A'dan Z'ye tümüyle  reddedilmesidir. Seçimler bu düzende halkın koşulacağı esaret boyunduruğunu seçme özgürlüğü olduğu için parlamento terk edilmeli, tüm seçim sandıkları tamtakır geri gönderilmelidir. Binlerce köy, kasaba ve mahalle muhtarsız ve azasız kalmalı ve böylece düzen elsiz ayaksız bırakılmalıdır.

            Sadece seçimle gelinen kurumlarla değil, nüfus, eğitim, vergi, yargı ve diğer tüm kurumlarla da ilişki kesilmelidir. Böylece devletin içi boşalmalı ve devlet daireleri in cin top oynayan ıssız mekânlara dönüşmelidir.

            Bu geri çekiliş gerçekleştirilirken, devrimci güçler de boş durmamalı, halkı örgütleyip devrimin inşasına girişmelidirler. 

            DÜZENİN ÇARKLARI HALKIN ALIN TERİ İLE DÖNÜYOR

            5­- Sömürgeci ekonomi çarklarının halkın alın teri ile döndüğünü bilmeyenimiz yoktur. Halk, günlük ihtiyaçlarını karşılayabilmek için her adım başı haraç verir gibi devlete ve ekonomi sektörüne para yağdırıyor. Telefonda konuştuğu her saniyede, arabasına aldığı her gram yakıtta, evine aldığı her lokma ekmekte, içtiği her nefes sigarada, harcadığı her damla suda vergi ödüyor, söğüşleniyor, iliklerine kadar gaddarca sömürülüyor.

            İşte bu dizginsiz sömürüye kapsamlı bir boykot ve ekonomiden geri çekilmeyle cevap verilmelidir. Yaşamsal olmadıkça para kullanılmamalı, alışveriş yapılmamalıdır. Ekonomi ile ilişkiler askıya alındığında sömürgeci ekonomi birçok yerde kan kaybına uğrayarak ağır bir şoka girecektir. Ekonomi sektörü mal ve hizmetlerini eskisi gibi satamayacak, birçok fabrika kapanacak, dev marketler, bankalar, büyük şirketler pek çok yerde kapılarına kilit vurmak zorunda kalacaklar. Ekonomi çarkı darbe alınca devlet; asker, polis, bürokrasi, savaş uçakları, tomalar, bombalar, silah, cop ve zehirli gaza harcadığı o devasa vergi gelirlerinin bir kısmından mahrum kalacak. Suya atılan küçük bir taşın git gide büyüyen dalgalar oluşturması gibi, mücadele de her geçen gün daha da büyüyerek toplumun tüm uzuvlarına yayılacaktır. Böylece düzen hızla baş aşağı gidecek, yağmurun ve rüzgârın aşındırdığı titrek bir harabe gibi yıkılıp yerle dümdüz olacaktır. Bütün bunlar olurken halk da devrimcilerin yardım ve desteğiyle temelini attığı kendi ekonomisini, yani halk ekonomisini kuracaktır.

Halkın başlatacağı bu siyasi, idari ve ekonomik ambargo ve grev kendini dünyanın merkezi sanan en kibirli hükümetleri ve düzenleri bile serseme çevirir.

         ÇILGIN İNSANLAR, ÇILGIN BİR HALK

         Günlük yaşamın çeşitli alanlarını kapsayacak böyle bir geri çekilmenin, yani genel bir ambargo ve grevin Hakkâri, Diyarbakır, Şırnak, Van, Dersim, Siirt, Mardin, Urfa, Ağrı, İçel, Adana, İstanbul, İzmir, Kars, Iğdır ve daha pek çok ilde ortaya çıkaracağı göz kamaştırıcı manzarayı bir an için hayal edelim. Dünyanın hangi güçlü hükümeti çılgın bir halkın giriştiği böyle dev bir ambargonun yaratacağı boşlukta ayakta kalabilir?

Bu ön hazırlıklardan sonra devrimci sivil güçler milyonlarla birlikte meydanlara çıktıklarında artık devrim başlamış demektir, iktidar halkın eline geçecektir. O gün her şehir bir özgürlük kalesi, her meydan bir özgürlük meydanı olacaktır.

 Bilge bir insanın dediği gibi, "Gün, rüzgâra doğru yürüyebilen, ateşi tutabilen ve kral çıplak diyebilen gerçek aydınların günüdür."

Tarih, uzun zamandır Özgürlük Yürüyüşü için çağrı yaptığım ÇILGIN İNSANLARI sahneye davet ediyor.

[email protected]

Okunma : 454


- Yazarın Diğer Yazıları
  • SİYASET
  • GÜNDEM
  • EKONOMİ
  • SPOR
  • MAGAZİN
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
Sosyal Medya' nın En Çok Paylaşılanları
ÜCRETSİZ EGE MEDYASI BÜLTEN ÜYELİĞİ

Üye olun, son dakika haberleri e-postanıza gelsin.

Adı Soyadı :
E-posta :
Üye Ol

Bu haberi okudunuz mu?

»  « 

Copyright © 2015-2015 Tüm hakları saklıdır. Egemedyasi.Com
İletişim : 0505 573 36 98 Reklam : 0232 376 67 07 E-Mail : [email protected]
Yazılım & Tasarım : Aladağ Bilişim