Gazeteci ve yazar İsmet Orhan, Klasik Türk Musikisi'nin abideleşen isimlerinden, hekim ve şef Dr. Nevzat Atlığ’ın sanat anlayışına, tarihsel duruşuna ve bıraktığı derin izlere odaklanan etkileyici bir köşe yazısı kaleme aldı.
Orhan, "Sanatçı Gider, Sanat Kalır" başlığıyla yayımladığı yazısında, şöhretin geçiciliğine ve eserin kalıcılığına vurgu yaparken, Atlığ’ın özellikle 1960'lı yılların çalkantılı siyasi ikliminde radyoların ve musikinin niteliğini koruma mücadelesine dikkat çekti.
"Şöhreti Değil, Emeği Hatırlar Zaman"
Yazısına zamanın acımasızlığı ve sanatın zamansızlığı arasındaki tezatla başlayan İsmet Orhan, Klasik Türk Musikisi geleneksel çizgisinde iz bırakan ustaları şu ifadelerle andı:
"Zaman şöhreti değil, emeği hatırlar... Fotoğrafı değil, eseri yaşatır... İsmi değil, izi korur. Sanatçı ölür, vitrin söner, eser kalır. Türk sanat musikisinde 'Bey’lerden 'Beyefendi’ye; Hacı Arif Bey, Tamburi Cemil Bey, Rahmi Bey, Dede Efendi, Sadettin Kaynak, Avni Anıl... Daha nice, kimler geldi, kimler geçti..."
Radyo Müdürlüğünden Kültür Muhafızlığına
1960 darbesi döneminde radyo yönetiminde görev alan Dr. Nevzat Atlığ'ın sergilediği tutumu "mikrofona direnmek" olarak tanımlayan Orhan, yazısında Atlığ'ın vizyonunu şu sözlerle özetledi:
"Yıl 1960... Türkiye’de yalnızca yönetim değişikliği değil, radyoların sesi de değişti. Çünkü darbelerin bazen ilk işi, silahtan önce mikrofonu ele geçirmektir. Musikinin beyefendisi Dr. Nevzat Atlığ’ın hikayesi burada başlar. Radyo müdürü olarak susturulmak istenen mikrofona direndi, kayıtları korudu, öğrenciler yetiştirdi, musiki kültürünü ön plana çıkardı."
"Kendisinden Sonra Sanatın Görüntüsünü Sağlayan Hoca"
İsmet Orhan, Dr. Nevzat Atlığ’ın hekimlik kimliği ile sanata olan adanmışlığını birleştirerek şunları kaydetti:
"Bir doktorun, musikiye kulak vereniydi... Şöhret değil, sorumluluk taşımanın adamıydı. O yüzden Dr. Nevzat Atlığ beyefendiyi bazen bir makamın içinde, bazen bir bestenin titreşiminde bulabilirsiniz. Musikide kendisini görünür kılan değil, kendisinden sonra sanatın görüntüsünü sağlayan hocadır. Bugün bir bant, bir anons, bir hafıza ile geçmişi hatırlayayım dedim; karşıma Nevzat Atlığ hoca çıktı. Işıklarda uyusun..."
İşte Orhan'ın yazısının tamamı:
SANATÇI GİDER
SANAT KALIR
Zamanın acımasızlığı !…
Zaman…
Şöhreti değil,
Emeği hatırlar…
Fotoğrafı değil,
Eseri yaşatır…
İsmi değil,
İzi korur …
Sanatçı,
Ölür…
Vitrin,
Söner…
Eser,
Kalır…
+++
Türk sanat musikisinde,
Bey’lerden,
Beyefendi’ye …
Hacı Arif bey,
Tamburi Cemil bey,
Rahmi bey,
Dede efendi,
Sadettin Kaynak,
Avni Anıl…
Daha nice,
Kimler geldiii,
Kimler geçti ?…
+++
Nevzat Atlığ
Yıl 1960
Türkiye’de yalnızca yönetim değişikliği değil,
Radyoların sesi de değişti…
Çünkü !
Darbelerin bazen ilk işi,
Silahtan önce,
Mikrofonu ele geçirmektir …
Musikinin beyefendisi,
Dr. Nevzat Atlığ’ın hikayesi burada başlar…
Radyo müdürü olarak…
Susturulmak istenen,
Mikrofona direndi, kayıtları korudu …
Öğrenciler yetiştirdi…
Musiki kültürünü ön plana çıkardı…
Bir doktorun,
Musikiye kulak vereniydi…
Şöhret değil,
Sorumluluk taşımanın adamıydı…
O yüzden…
Dr.Nevzat Atlığ beyefendiyi,
Bazen,
Bir makamın içinde…
Bazen,
Bir bestenin titreşiminde bulabilirsiniz…
Musikide,
Kendisini görünür kılan değil,
Kendisinden sonra,
Sanatın görüntüsünü sağlayan hocadır …
+++
Bugün…
Bir bant
Bir anons
Bir hafıza
İle geçmişi hatırlayayım dedim,
Karşıma
Nevzat Atlığ hoca çıktı …
Işıklarda uyusun …